kirpi ile bir öğleden sonra
İstanbul'un bodrumlarında çalan üç kişiyle; ilk tişörtümüzün, ucuz biranın ve geç kalmış bir kuşağın üstüne.
kirpi, son iki yılda İstanbul'un bodrum katlarında çalan üç kişilik bir grup. İlk tişörtümüzü onlarla yaptık; provadan çıkıp doğruca stüdyoya geldiler, hâlâ terliydiler ve ikisinin elinde yarım kalmış birer tost vardı.
Masaya oturur oturmaz tartışma çıktı: baskı önde mi olsun, arkada mı? Davulcu "önde, bağıralım" derken, solist tam tersini istedi. Yarım saat sonra anlaştığımız şey ikisi de değildi — sol göğüste minik bir amblem, sırtta ise sadece bir tarih.
O tarih, ilk çaldıkları gece. "Kimse bilmesin" dedi solist, "bilen bilsin yeter." Bütün mesele bu sanırım: bir tişört, sevdiğin bir şeyin üstünde dolaşan hâli. Şifre gibi; doğru kişi tanıyınca selam veriyor.
Grup için merch, plak satamadıkları bir dünyada hayatta kalmanın bir yolu. Ama sadece o değil. "Konser biter, ışıklar yanar, herkes dağılır," diyor basçı. "Geriye o tişört kalıyor. Çamaşır makinesinde bile çalmaya devam ediyor."
Baskıyı küçük tuttuk, etiketi büyük. Pamuğu ağır seçtik ki üçüncü yıkamada pes etmesin. Onlar da öyle istedi — bağırmadan duyulmak, ucuz görünmeden ucuza patlamak.
Çıkarken davulcu döndü: "Bir dahaki sefere kapüşonlu yapalım mı?" Yaptık. HD-03'ün arkasındaki o tarih, hâlâ aynı gece.
"Merch, konser bittikten sonra da çalan tek şey."
SıradakiBodrum katları kültürü→